Birden yatağında ter içinde buldu kendini. İçindeki korkuların onu nasıl terkettiğini düşünüp daha da korkarken yüzündeki gülümsemenin farkında bile değildi.“Selam” diyerek yaklaşırken, karşısındakinin ne kadar değişmiş olduğunu gördü. Ne tuhaf. Daha dün hiçbir değişiklik yoktu halbuki. Sanki bakışları daha sevgi dolu, daha bir içtendi. Onu ne kadar çok özlediğini anladı hiç tanımadığı onu hayatı boyunca özlemişti.
Çok büyük bir hızla eline batan süsten elini çekti. Neyse olabilirdi böyle kazalar yeni yıla hazırlanırken. Daha doğrusu o telaşla mutlaka birşey olurdu. Kafasını kaldırınca kaç gündür süslemekle uğraştığı ağaca ilk defa baktığını anladı. Ağaç iyi süslenmişti ama evin de garip bir şeklide içinde olan o hüznü saklayamıyordu. Zaten yalnız geçecek bir yılbaşı gecesinde bir ağaç başka nasıl görünebilirdi ki?
Işıkları seyretti sokaklarda boş boş dolaşıp yalnızlığını bütün bu insanlarla paylaşmaya çalışırken. Ne şirin küçük bir kedi. Ya bu bebek. Ne tatlı bir yaşlı amca. Ne güzel, el ele tutuşmuş gözlerinin içi parlayan sevdalılar...
Saçını tararken aynadaki ona bir göz kırptı. Saçları ne kadar güzeldi, gözleri de, dudakları da. O ne kadar güzeldi bu dört tarafı kapalı pencerenin içinde. Hayat gibi, yaşamak gibi. Ya da yaşamış olduğu gibi. Ama o bir daha bu kadar mutlu ve güzel olmak istemiyordu. Hayat çok fazlaydı onun için. O çokluğun içinde değil, dışında hayatın güzelliğini yaşamak istiyordu. Karşısındaki aynaya, aynadaki hayata baktı ve güldü, serinliğinde…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder