Ben mi??

Fotoğrafım
Kadim dillerden kalma bir alışkanlık… Ve tabii ki kadim uygarlıklardan. Kadim kelimesini hep çok sevmişimdir. Şimdi ona uygun seçtiğimiz bir hayatı deneyimlemekteyiz… Güneş bizden önce de vardı sonra da olacak. Tıpkı O’nun gibi!! Lütfen bu sitedeki yazıları paylaşmaktan çekinmeyin. Yeter ki sitenin linkini de eklemeyi unutmayın. Teşekkürler…

25 Haziran 2009

Haziran 2009 enerjiler – güncelleme

Haziran başında yazdığımız gibi bu ay oldukça yoğun bir aydı. Fakat o denli yoğundu ki neredeyse içimize dönmeyi unutturdu bize. Kim olduğumuzu,nerden gelip neden burada olduğumuzu tamamen unutarak yaşadığımız bir dönemi temsil etti. Bu yoğun akış Mayıs’tan beri hayatımızda etkisini göstermekte olan geçiş döneminin sanki tepe noktası gibi hissedildi. Zamanlamaları kişiden kişiye farklılık gösterebilmekle birlikte hepimizin er ya da geç uyanışta ve yenilenme döneminde geçtiğimiz enerjilerden.

Haziran’ın başından itibaren içimize attığımız, korkularımızla bastırdığımız duygularımızın bizi zorladığını ve hayatımızda mantıkdışı veya olağanüstü sayılacak derecede gerçeğe dönüştüklerini gördük. Kimilerimizde ruhumuza işlenecek derecede yoğun olan bu duygular ve yaşananlar bazı diğerlerimizde fiziksel geçici bazı zorlukların baş göstermesiyle ortaya çıktı. Bir kısım diğerlerimizde -ki bu kişiler çok daha hızlı bir geçiş dönemi yaşamayı seçerek bir anda birden fazla zorlukla mücadele edebileceklerine inananlarımız- her iki türlü yoğunluğun da fazlasıyla yaşandığını gördük.

Haziran ayında bir yandan yeni hayatımızda yanımızda bulunması gereken önemli şeyler kendini ortaya çıkartırken, diğer yandan yanımızda kesinlikle taşımamamız gereken şeylerin de farkına varmaya başladık ve istemeyerek de olsa bunlarla vedalaşmak zorunda kaldık. Bazı bize ait olmadığını sandığımız önemli noktalar ise bir anda su yüzüne çıktılar ve belki de kendimizi çok farklı bir yerden görmeye başladık. Aynaya baktığımızda gördüğümüz çehre her seferinde değişti. Vechelerimiz çok uzak diyarlardan geldi birleşti. Biz çok muhteşem olduğumuzu fark ederken ne kadar karanlık olabileceğimizi de gördük. Duygularımız içimizi kasıp kavurdu. Dilimiz hem sevgi hem zehir saçabildi. Ve biz bunlara sadece seyirci kalabildik.Üstelik sadece ruhlarımızda değil bedenlerimizde de birleşmeler yaşadık. Çok değişik bedenleri bir bedenimizde topladık ve farklı ağrılar, farklı hisler kaşıntılar hissettik. Bu herkeste farklı tezahür etti. Ama kısacası Haziran’da biz uzun zamandır beklediğimiz değişimin eşiğinde durduk. Geriye gitmek için çok geç ilerlemek için ise fazla erken sandık. Oysa ne geri ne ileri olduğunu çok yakında anlayacağız. Sadece VARdık.

Bu ay içerisinde çevremiz bizi destekleyenlerle bizi engellemeye çalışanların gölgeleri ile sarıldı ve biz kararsızlık yaşadık. Şimdi ise Temmuz ayına giriyoruz. Aslında değişim dönemine bazılarımız Temmuz’a girmeden adımlarını attılar. Bu yoğun enerji fırtınasından çıkıp duru bir havaya ulaştılar. Fakat bir kısmımız henüz iç ve dış dünyasında gerekli değişimleri geçirmenin eşiğinde. Bu ise oldukça sancılı bir dönem. Çünkü değişimin eşiğinden ilerlediğimizde önümüzde hiçlikten başka bir şey görünmüyor. Biz oldukça uzun bir zamandır sanki ne olacağını kestirmekte zorlanıyoruz. Hesaplarımız birbirini tutumuyor. Sadece çok derinlerde bir yerlerde tüm bu yaşananların doğru ve zamanında olduğunu, adımımızı attığımızda korkularımızın dağılıp yerini hayallerimizin alacağını hissediyoruz. Ama dünya çok karışık ve her yandan korku pompalanmaya devam ediyor. Korkuya kapılmak çok doğal çünkü yaşıyoruz. Ama içimiz kadar gerçek olmadığını biliyoruz artık.

Temmuz’da pek çoğumuzun kapısını açacağı ve eşikten geçip yeni gerçekliğe ulaşacağı veya en azından nihai hedefe biraz daha yaklaşacağı bir ay olacak. Fırsatlar ve sevgiler bollaşacak. Beklemediğimiz bir çok olay gerçekleşecek ve biz karar vermeye daha yakın olacağız. Artık kendimizi tanımaya daha yakın olacağız.

Her ilerleme beraberinde mücadeleyi getirir. Biz insanlar bu dünyayı şekillendirirken O’nunla birlikte büyüyoruz ve aynı rüzgarlardan esiyoruz. Dünya anamız değişiyor ve biz de onu destekliyoruz. İnsanlığı ve ruhları ve varoluşu ruhumuzun derinlerinde görüyoruz ve tüm benliğimizde hissediyoruz . Hayat sadece bir oyun. Ne aldatmak var ne aldanmak. Sadece OLMAK. Bunu özümüzde duyuyoruz. Kendimizi ve tüm olanı affediyoruz, BİRleşiyoruz…

Sevgiyle, daha güzel daha aydınlık daha gerçek anlara…

1 Haziran 2009

Haziran 2009 Enerjileri

Mayıs'ın sonu daha önce de söylediğimiz gibi ilk yarısına göre daha sakin ve sanki fırtına öncesi sessizlikteymiş gibi geçti. Ta ki gerçekten Haziran ayının ilk enerjileri hissedilene kadar. Şu anda gerçekten derinlerde yoğun bir enerji akımı var. Bu pek çok zaman olduğu gibi hemen elektrik yüklerinde hissedilmeye başlandı. Gerek biyolojimizde gerek dış dünyamızda elektrik yüklerini hissettiğimiz zamanlar ortalık biraz gerginleşebiliyor. Yani Haziran ayı çözümlerin ayı olmaya aday. Bu sebeple de bize ait olmayan tüm yanlarımızı bırakmamız için zorlamaya başlayacak gibi görünüyor.

Mayıs'ın ilk yarısında gerçekleşen yoğun bir "geçmişte gizli kalan seylerin hatırlatılması dönemi"nden sonra bu ikinci dalga gibi görünüyor. Hatırladığımız bu yanlarımız ya da olaylar Haziran'da dayanılmaz noktalara akmaya başlıyor. Bu dönemi nasıl geçireceğimiz de yine bizim elimizde. İç dünyamızda sevgiye odaklanıp, huzurumuzda kalırsak çok yumuşak bir şekilde bu kopuşları veya terk edişleri atlatabiliriz. Fakat her ayrılış tabii ki beraberinde bazı eksilme duygularını su yüzüne çıkartacaktır. Ya da bazen dış dünyamız tarafından oldukça "kurallara uygun" bazı konuları hayatımızdan çıkartmaya karar verirken dış dünyamızın düşünceleriyle geri durabiliriz. Bu oldukça normal çünkü dış dünyamızı saran ruhların büyük çoğunluğu ne yazık ki, farklı bir pencereden bakmak bir yana, farklı bir ülkede yaşıyorlar bize göre. Bu sebeple asırların inşa ettiği korku imparatorluğunun kurallarıyla yoğrulmuş ve bu kuralların sarsılmazlığı ile güvenilirliğinden emin bu ruhların bizim seçimlerimizi doğru yargılaması mümkün değil. Doğru kararları ancak kalbimizin sesiyle, mutlu ve huzurlu olduğumuzu hissettiğimiz şekilde verebiliriz.

İşte Haziran tüm bu duygularımızı, duygu yoğunluklarımızın aklımızı çelişini, çevremizi saran korkunun duygularımıza ve kalbimize hakim gelmeye çalışışının ve de neticede eğer bize ait değilse bu olay veya kişi veya konunun hayatımızdan nasıl kayıp gittiğini gördüğümüz ay olacaktır. Alışkanlıklarınıza artık sıkı sıkıya sarılmayın, bırakın yeni enerjinin ve yeni hayatlarımızın bizlere sundukları fırsatların içerisinde eriyip gitsinler. Çünkü artık onlar bu çağda bizimle olamayacak kadar eski enerjiye aitler, yani korkuya...

Bizim yolumuz ise hep sevgide kalmalı. Hep sevgiyle ve kendinizde kalın.

6 Mayıs 2009

COMO LAGO II

Cumartesi günümüzü Como Gölü’nde (Lago di Como) geçirmeye karar verdik ve 11’e doğru uykumuzu alarak Novate Milanese'deki şirin İtalyan evimizden çıktık ve Cadorna’dan trene bindik. Como çok uzak değil Milano'ya, yol 40 dakika civarında sürüyor. Como’ya geldik, şehir çok şirindi. Hemen dondurma açılışımızı burada yaptık ve her ne kadar aradığımız kornetten bulamasak da dondurma güzeldi.
Daha sonra gölde küçük bir gezinti aldık ve tekneye bindik. Gölün sadece küçük bir kısmını gezdiren bu tur bile gerçekten güzel kareler yakalattı bana. Özellikle bulutlarla dağların dansı seyretmeye değerdi. Bir de tabii ki kıyılardaki küçük kilise ve şapeller. O haç ve İsa heykelleri ayrı mistik bir hava katıyor Como Gölü'ne. Bir sürü fotoğraf ve güzel andan sonra inip göl kenarında yürümeye başladık.
Şehrin, gölün sağ tarafında kalan kısmında "Funicolare" ile karşılaştık. O kadar dik ve uzun görünüyordu ki annem önce binmeye korktu. Göl kenarındaki parkta biraz daha dolaştıktan sonra binmeye karar verdik ve yukarı çıktık. Yukarı çıkış çok eğlenceli ve aynı zamanda da ürkütücüydü. Muhteşem manzaralar eşliğinde "ya şimdi düşersek" senaryoları çok güzel gidiyor...
Yukarıya, yani Brunate'ye ilk vardığımızda muhteşem gizlenmiş bir sürü evin bulunduğunu fark ettik. O kadar güzel bir yerdeydi ki bu evler burada yaşayan insanların buradaki oksijenle hiç yaşlanmayacaklarını düşündük. Güzel evleri ve yeşillikleri takip ederek epey bir yürüdük.

Buna rağmen görmeyi hayal ettiğimiz ve umduğumuz o "enfes" göl manzarasına bir türlü ulaşamadık. Biraz moralimiz bozuldu açıkcası. Gözümde sürekli canlanan bir göl manzarası vardı ve ben oraya ulaşamıyordum. Nihayet yolun sonunda, artık pek de kimselerin gitmediği kadar uzakta, göl kendisini tüm ihtişamıyla serdi önümüze ve manzara o anda gerçekten çok güzeldi. Daracık yollar uçurumun kenarında ilerliyordu ve sadece basit bir korkuluk koruyordu insanları. Ara ara konan banklar gökyüzünden aşağıyı seyretmek için konmuş gibilerdi. Orada epey oturduk. Hatta Türk geleneklerini bozmamak için kuruyemiş molası verdik.Bu sırada nereden geldiğini anlamadığımız güzel bir müzik eşliğinde Como Gölü ile doyurucu ve dinlendirici bir çalışma yaptık. Kendimi dans eder gibi hissettim ya da enerjimin dans ettiğini. Daha sonra Como'nun bizi çağırma ve ağırlama sebebini anlamış olduğumuzdan rahatlamış, mutlu, enerjik ve dingin bir şekilde aşağı inmeye karar verdik.

Şehrin içinde biraz daha gezdik. Duomo ve pazar yerlerini dolaştıktan sonra hava kararmaya yüz tuttuğundan fotoğraflar karanlık çıktı ve biz de hale girip haftalık yemek alışverişimizi yaptık.
Özenle seçtiğimiz şeftalileri de Como'da unutup Milano’ya geri döndük...:))
10 Eylül 2005, Cumartesi

30 Nisan 2009

Mayıs enerjileri, 2009

Sanırım Mayıs ayı oldukça sert geçecek. Daha başlamadan kendisini bu denli yoğun hissettiren bir ayı uzun süredir yaşamamıştık. Tabii bu enerjilerin astrolojik olaylarla bağlantısı veya ilişkisi yadsınamaz.
Mayıs ayı kendisini fiziksel dünyamızda oldukça yoğun bir şekilde gösterecek 2 haftalık bir döneme sahip gibi görünüyor. Sonrasında ise enerjilerin bize bir derin ohh çektireceği ve bir süre için de olsa tekrar normal hissedeceğimiz bir döneme gireceğiz. Fakat ilk 15 günlük süre oldukça derin karmaşa, sorgulama, pasif hastalıkların su yüzeyine çıktığı günleri beraberinde getirecek. Bu enerjilerin kişisel ve toplumsal bazda iki farklı etkisi görülebilir. Bireysel olarak bazı beklenmedik sürprizler birden, çok sert bir şekilde hayatımıza girebilir. Eskiden yarım kalan ilişkiler son şeklini alması için tekrar gündeme gelebilir. Bu hayatımızın tüm alanları için geçerli olacaktır. Çözülmemiş tüm alanlarda bir çözüm arayışının kendisini gösterdiği bu dönemde kendimizi tüm yüklerimizden hafiflemiş sanırken 20. kattan aşağı düşmüş gibi hissedeceğiz. Diğer bir ifadeyle halının altına süpürdüğümüz tüm pislikleri temizleme zamanı bu zaman. Üstelik bu 15 gün boyunca bu biraz da şiddetlenerek artacak.
Toplumsal bazda ele alındığında da çözülmemiş sorunların tekrar önümüze çözüm arayışı ile geldiğini göreceğiz. Örneğin eğer yerel yönetimimizin veya apartman yöneticimizin bir eksikliği varsa bu çok gözle görünür bir hal alacaktır. Sanırım bu dönemin sihirli sözcüğü doğru çözümlere odaklanmak olacak. Eğer günübirlik çözümlere yönelirsek, ki bu hem kişisel hem toplumsal yaşantımızla ilgili, bu sorun daha da şiddetlenerek tekrar hayatımıza girecektir. O yüzden dünyada da oldukça karmaşık olaylar başgösterebilir. Bu sebeple de özümüze ve ruhumuza uygun, kalbimizle ters düşmeyen çözümlere odaklanmalıyız. Hayatımızdan gerçekten çıkartmak istediğimiz birşeyler varsa kendimize dürüst olarak bunun kararını vermeliyiz. Aksi takdirde oldukça yıpratıcı bir süreçten geçebiliriz.

Özetlemek gerekirse, ruhumuzdan gelen çözümlerle sorunlarımızı halletmek zorunda kalacağımızı anlayacağımız bu dönem enerjileri, kendimizde kalarak gözlemlemeyi bildiğimiz takdirde ilerleyişimizi destekleyen olumlu itici güç olacaklardır.

Sevgiyle, sabırla...

Como Lago


Como Lago…. Nam-ı diğer Como Göl’ü..

Bu eşsiz enerji ve güzellik İtalya’nın kuzeyinde, Lombardia bölgesinde yer almaktadır. "İtalya’nın Göller Bölgesi" de denilen bu bölgede bir dizi göl bulunmakta ve Como Göl’ü bunların içerisinde en etkileyici olanlarından. Como Gölü’nde mutlaka yapılması gerekenlerin başında tabii ki her su kenarında olduğu gibi bir tekne gezisi geliyor. Como Gölü’nde tekne gezisinden çok aslında ulaşım amacıyla düzenlenen turlardan birisine çok uygun bir fiyata katılabilir ve oldukça geniş bir alanı gezme fırsatı bulabilirsiniz. Ben burada da her İtalyan şehrinde olduğu gibi dondurma ve pizza yemeyi ihmal etmemiştim…

Dünyasal algı ve zevklerin ötesine geçtiğimizde Como Gölü’nün inanılmaz duru enerjisiyle karşılaşabiliriz. O aslında biraz Ege’yi çağrıştıran bir enerjiye sahip. Ama sanırım daha olgun olmayı tercih ediyor. Her ruhsal varlık da olduğu gibi Como Gölü’nde de muzur bir yan var elbette. Como Gölü eril enerjiye sahip ve oldukça enerjik bir göl. Suyun karasal enerjilere baskın çıkmasından dolayı, Como Gölü’nün enerjisi de çevresindeki şehirlerin enerjilerini biraz bastırmış ama çoğunlukla onlarla birleşip güzel bir sentez oluşturmuştur. Su ve karasal enerjinin birleşimi sonucu Como Gölü’nde hem çok enerji dolabilir hem de çok dinlenebilirsiniz. Como Gölü pek çok şehrin aksine yorucu bir enerjiye sahip değildir ve aksine dinlenmişliğin o güzel kokulu saf enerjisini herkese hissettirecek kadar yoğundur. Havanın kapalı olduğu bir günde orada olmamıza rağmen kendimizi hiç kasvette hissettirmeyen aksine uzun uzun çalışmalar yapabildiğimiz bir enerjisi vardı.

Özellikle Como şehrinde funikular veya tereferik ile yukarı çıktıktan sonra enerji çok daha rahat algılanabilmektedir. Yukarıdaki muhteşem manzara ve kokuları enerjisiyle zenginleştiren Como Gölü ve Como şehrinde muhteşem keman sesleri eşliğinde inanılmaz ışık ve enerji çalışmaları yaptığımızı hatırlıyorum. Genelde bu tip çalışmalarımız çok uzun sürmez hemen 5-10 dakikada bitiverir, fakat Como’da 20 dakika kadar süren bir ışık ve müzik çalışması gerçekleştirebilmiştik ve bunda Como şehri ve gölünün büyük bir katkısı vardı.

Kısacası Como’da önce ruhunuzu ve enerjinizi tüm dünyasal telaşlardan arındırabilir, sonra da ışığınızı parlatmasına izin verdiğiniz enerjisi ile çok eğlenceli bir seyahat geçirebilirsiniz.

16 Nisan 2009

Nisan enerjileri 2009, güncelleme

Sanki hayatımızın sınırları kalmadı…Enerjiler çok yoğun ve güçlü. Ne yönden geleceğini kestiremediğimiz için çok savunmasız yakalanıyoruz. Hayatımızda kesinliğinden ya da varlığından emin olduğumuz pekçok şey silinmeye başlıyor, sanki hayatımız sıfırlanıyor gibi. Çok korkutucu bir dönem. Korku ile pekçok hatanın da yapılabileceği açık. Bu dönemin sonrasında olayların nasıl gelişeceği ise tamamıyla bu dönem boyunca kendimize dürüst kalmamız ve hayatımızdan gerçekten bizi yansıtmayan unsurları çıkartmamızla ilgili olacaktır. Fakat bu günler pek de bunun, yani arkasından gelecek çözümlere odaklanmamız gerektiğinin farkına varamadığımız ve daha çok sorun odaklı olabildiğimiz zamanlar.
Bunun aksine bir kesim varlık için ise hayat beklenmedik güzel sürprizlerin etkisinden çıkamamakta. Adeta aşk sarhoşluğu çekmekteyiz. Hayatlarımızda hiç ummadığımız gelişmeler bizden bağımsız gerçekleşmekte ve olduğumuz yeri ayaklarımızın altından çekmektedir. Hayat parmaklarımızın ucundan akıp giderken, onu gönüllü bir şekilde rüzgara bıraktığımız dönemlerden birisini yaşıyor olabiliriz.
Sonuç itibariyle dönemi her nasıl deneyimlersek deneyimleyelim, bu hayatımızda sınırların kalmadığı ve artık hiçbir şeyden kesin emin olamayacağımız bir dönem. Kayıplarla kazanımlar birbirini dengelerken hayatımızı değiştirenin sadece bunlardan birisi olacağı veya en azından böyle görüneceği açıktır. Bu, bizim olguları nasıl gördüğümüz ve onlara karşı nasıl tepki oluşturduğumuzla yakından ilgilidir.
Özetle, bu dönem gerçekleşen ruhsal ve fiziksel sarsıntılarımız bizi hayat rotamızdan çıkartıp belki de hava almamıza sağlayacak bazı delikler oluşturarak yeniye ulaşmamızı hızlandıracaktır.
Sevgiyle ve imanla, hep O’na…

14 Nisan 2009

Nisan enerjileri, 2009

Bu dönem enerjileri için biraz ortaya karışık demek daha doğru olur. Aynı vücudun bir yerindeki kanserin metastaz yaparak vücudun çok uzak başka bölgelerinde ortaya çıkması gibi geçmişten gelen bazı enerjiler, duygular, hatalar ve dahi yeni hayatımıza uymayan tüm yaşanmışlıklar, izler Nisan'da önümüze tekrar konacak. Bu enerjilerin kanserin metastazına benzetilmesi kötü olmalarını gerektirmiyor. Ama bildiğimiz veya hissettiğimiz o ki, bu ay çok hırçın günleri çok sakin günler kovalayacak. Sanırım yolumuza gerçekten pürüzsüz devam etmemiz isteniyor. Fakat bu arada yüzeye çıkan bazı çok derin olaylar o kadar derinlerden veya o kadar uzun zamanlardan geçecekler ki son hamle ile önümüze çıktıklarında oluşturacakları yara da yaranın kabuğu da çok büyük ve iz bırakıcı olacak. Bu tip ruhsal ve duygusal sarsıntılara hazırlıklı olmak gerek bu aylarda. Bu enerjilerin herkes için ortaya çıkış süresi değişkenlik göstermekle birlikte hayatımızı etkileme sürelerinin Haziran ortasına kadar sürmeleri beklenmektedir. Kısacası gördüğümüz ve bildiğimiz hiç birşeyden emin olmamamız gerektiğini anlayacağımız ve hiç birşeyin kesin olmadığını bileceğimiz bir döneme giriyoruz. Bu gerçekten de çok şaşırtıcı yeni tanımaların ve fark etmelerin ortaya çıkmasına da sebep olacak. Yani hayatımızda oldukça uzun zamandır olan ve bizim çok iyi bildiğimizi sandığımız şeyler veya kimseler bile oldukça farklı yanları ve yönleriyle belirecekler hayatımızda. Fakat ruhumuzda ve kalbimizde zaman zaman da aklımızda oluşacak bu depremlerin şiddeti ne kadar büyük olursa ardından gelen arınmanın yoğunluğu da o kadar fazla olacak.
Kısacası Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında hiç beklenmedik gelişmeler, yanlar ve yönler karşımıza dikilip meydan okuyabilirler. Bu hem olumlu hem olumsuz pek çok anlamda yorumlanabilir bir dönemin başlangıcıdır ve bu dönemi atlattığımızda yaşantımızın pek çok alanında daha gerçek hislerle sarmalandığımızı göreceğiz. Fakat öncesinde oldukça kafa karıştırıcı ve sarsıcı günler geçirme ihtimalimiz yüksek.
Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu hatırlatan bu zaman da hayatımızı geçici değil kalıcı olarak değiştirdiğimizi göreceğiz.
Sevgiler...

9 Nisan 2009

Rehber

Hayatın akışına karşı koymak istenen, boşuna kürek sallanıp da, yorgunluktan hissizleşilen günlerindeydi. Kararsız, hükümsüz, çaresiz vazoda solmaya bırakılmış kır çiçekleri gibi hissediyordu yüreğini. Bu çaresizliğin içinde de gittikçe küçülüp, gözden silinmekte ve görülmeyecek hale gelmişti ümidi. Yeniden doğup, bütün masum günahlarını silip herşeyle aynı zamanda –ki zamansız bir mekandan gelmekteydi- yok olmak istiyordu. Sonbaharda önce sararıp, daldan kopan, rüzgara bağlı bir o yana bir bu yana savrulup, evrenin fiziki dengesine katılan bilge yeşil bir yaprak olmak istiyordu.

Gözlerini kapadığında gördüğü renkler, renksizlikler yok olmadan önce uyanmalıydı ama NASIL?

Yürürken, yeni doğmuş bir tayın ayaklarının tir tir titremesi gibi titriyor ve korkuyordu. Yeni olan her şeyi kabullenmek çok zor geliyordu şüphesiz. Gözlerinde hep bir keder ve güvensizlik; bunları da örten acemi bir öfke beliriyordu. Anlamsız çığlıklar, haykırışlar, olmayan mabetlere kurbanlar ve sebepsiz hırçınlıklar yüreğinin sularını kabartmış ve bir fırtına sessizliği yaşıyordu. Kopacak fırtınada ne kadarının kalacağı, ne kadarının yok olacağı ise şüpheliydi. Ve o henüz hazırlıksızdı.

Rehberi ona “Hazırlığın, fırtınaya adım attığın anda belirir. O zaten sende, sadece onu hatırla…” demişti.

Sevdiği şeyleri bir bir kaybetmek istemiyordu. Ama bunu kabullenmesi gerektiği özünde vardı. Korkularını tek kibritle yakmak da çok zordu. Ama güvenmek zorundaydı, hem de kendine sadece kendine.

28 Eylül 1998, Ankara

8 Nisan 2009

Yeniyıl

Birden yatağında ter içinde buldu kendini. İçindeki korkuların onu nasıl terkettiğini düşünüp daha da korkarken yüzündeki gülümsemenin farkında bile değildi.“Selam” diyerek yaklaşırken, karşısındakinin ne kadar değişmiş olduğunu gördü. Ne tuhaf. Daha dün hiçbir değişiklik yoktu halbuki. Sanki bakışları daha sevgi dolu, daha bir içtendi. Onu ne kadar çok özlediğini anladı hiç tanımadığı onu hayatı boyunca özlemişti.

Çok büyük bir hızla eline batan süsten elini çekti. Neyse olabilirdi böyle kazalar yeni yıla hazırlanırken. Daha doğrusu o telaşla mutlaka birşey olurdu. Kafasını kaldırınca kaç gündür süslemekle uğraştığı ağaca ilk defa baktığını anladı. Ağaç iyi süslenmişti ama evin de garip bir şeklide içinde olan o hüznü saklayamıyordu. Zaten yalnız geçecek bir yılbaşı gecesinde bir ağaç başka nasıl görünebilirdi ki?

Işıkları seyretti sokaklarda boş boş dolaşıp yalnızlığını bütün bu insanlarla paylaşmaya çalışırken. Ne şirin küçük bir kedi. Ya bu bebek. Ne tatlı bir yaşlı amca. Ne güzel, el ele tutuşmuş gözlerinin içi parlayan sevdalılar...

Saçını tararken aynadaki ona bir göz kırptı. Saçları ne kadar güzeldi, gözleri de, dudakları da. O ne kadar güzeldi bu dört tarafı kapalı pencerenin içinde. Hayat gibi, yaşamak gibi. Ya da yaşamış olduğu gibi. Ama o bir daha bu kadar mutlu ve güzel olmak istemiyordu. Hayat çok fazlaydı onun için. O çokluğun içinde değil, dışında hayatın güzelliğini yaşamak istiyordu. Karşısındaki aynaya, aynadaki hayata baktı ve güldü, serinliğinde…

Güneş

İçimdeki esareti

Özgürlüğünün nefesinde

Kaçaklığının korkusunda

Ve sevginin imkansızlığında yendim…



Bardağın dibinde biraz kahve kalmıştı. O rahat koltuğun içine neredeyse gömülmüştü. Radyoda çok çok eskiden bir kaç parça. Bunları dinlerken gözyaşlarını tutamadı ve gökyüzüne baktı bürodaki o koca pencereden. Herşey ne kadar eskiydi. Güneş bile.

Sessiz sessiz güldü içinden. Tanrım bu ne komik bir filmdi seyrettiği. Tek yaptığı şey gülmekti, sessiz sessiz kahkahalarla. Birden neden ağlayamadığı geldi aklına. Hep kar altında yürüyen çiftleri görürdü evinin penceresinden. Onlara da gülerdi hep içinden sessiz sessiz. Oysa ne kadar çok istemişti ağlamayı, bağıra çağıra, haykırarak ne kadar nefret ettiğini insanlardan. Biraz durdu, hep o insanların yok olmasını istediği geldi aklına. Hep nefret etmişti onların yüzlerindeki gülümsemeden, içlerindeki coşkuyu gösteren parlak gözlerinden, buz gibi havalarda o sarınacak bir tek şey bulamazken onların birbirlerine ellerini uzatmalarından, onu balkondaki güvercinlerden başka kimse sevmezken onların sevgileri için canlarını ortaya koymalarından. Evet, hep bunlardan nefret ederdi. Yine güldü, sessiz sessiz içinden. O kahkaha atamazdı ki. Atacak ne vardı ki zaten. Nefret dolu sevgisi mi? Aslında o insanlara ne kadar özenirdi, sevgilerine, gözlerine, hayatlarına. O hep kaçak yaşamıştı bu dünyada, şimdi de öyleydi. Sevdiği insanlar onu kırdıkça o kaçmıştı, onlara olan sevgisi hiç eksilmesin diye. Aldatıldığında hep gülmüştü içinden sessiz sessiz, ağladığı anlaşılmasın diye. O o kadar çok ağlamıştı ki kimse bunu görmemişti, çünkü o ağlarken hep sessiz sessiz gülüyordu. Yani sevdiğinin anlaşılmasından hep korkup, incinmemiş rolü yapıp sessiz sessiz gülmüştü. “Ne garip” dedi kendi kendine karın yağışını, o pembelikten akışını seyrederken. Camdaki gözleri sevgi doluydu, coşkuluydu tıpkı o nefret etmek zorunda hissedipte aslında yürekten sevdiği insanlık gibi. Çok garipti. İçindeki sevgiyi gülümsemesiyle yıllarca bastıramamış ve sonunda güneşin yeşilliğini görmüştü. Ve tıpkı kar taneleri gibi ayrıldığı bütüne katılmaya gitti…