Ben mi??

Fotoğrafım
Kadim dillerden kalma bir alışkanlık… Ve tabii ki kadim uygarlıklardan. Kadim kelimesini hep çok sevmişimdir. Şimdi ona uygun seçtiğimiz bir hayatı deneyimlemekteyiz… Güneş bizden önce de vardı sonra da olacak. Tıpkı O’nun gibi!! Lütfen bu sitedeki yazıları paylaşmaktan çekinmeyin. Yeter ki sitenin linkini de eklemeyi unutmayın. Teşekkürler…

6 Mayıs 2009

COMO LAGO II

Cumartesi günümüzü Como Gölü’nde (Lago di Como) geçirmeye karar verdik ve 11’e doğru uykumuzu alarak Novate Milanese'deki şirin İtalyan evimizden çıktık ve Cadorna’dan trene bindik. Como çok uzak değil Milano'ya, yol 40 dakika civarında sürüyor. Como’ya geldik, şehir çok şirindi. Hemen dondurma açılışımızı burada yaptık ve her ne kadar aradığımız kornetten bulamasak da dondurma güzeldi.
Daha sonra gölde küçük bir gezinti aldık ve tekneye bindik. Gölün sadece küçük bir kısmını gezdiren bu tur bile gerçekten güzel kareler yakalattı bana. Özellikle bulutlarla dağların dansı seyretmeye değerdi. Bir de tabii ki kıyılardaki küçük kilise ve şapeller. O haç ve İsa heykelleri ayrı mistik bir hava katıyor Como Gölü'ne. Bir sürü fotoğraf ve güzel andan sonra inip göl kenarında yürümeye başladık.
Şehrin, gölün sağ tarafında kalan kısmında "Funicolare" ile karşılaştık. O kadar dik ve uzun görünüyordu ki annem önce binmeye korktu. Göl kenarındaki parkta biraz daha dolaştıktan sonra binmeye karar verdik ve yukarı çıktık. Yukarı çıkış çok eğlenceli ve aynı zamanda da ürkütücüydü. Muhteşem manzaralar eşliğinde "ya şimdi düşersek" senaryoları çok güzel gidiyor...
Yukarıya, yani Brunate'ye ilk vardığımızda muhteşem gizlenmiş bir sürü evin bulunduğunu fark ettik. O kadar güzel bir yerdeydi ki bu evler burada yaşayan insanların buradaki oksijenle hiç yaşlanmayacaklarını düşündük. Güzel evleri ve yeşillikleri takip ederek epey bir yürüdük.

Buna rağmen görmeyi hayal ettiğimiz ve umduğumuz o "enfes" göl manzarasına bir türlü ulaşamadık. Biraz moralimiz bozuldu açıkcası. Gözümde sürekli canlanan bir göl manzarası vardı ve ben oraya ulaşamıyordum. Nihayet yolun sonunda, artık pek de kimselerin gitmediği kadar uzakta, göl kendisini tüm ihtişamıyla serdi önümüze ve manzara o anda gerçekten çok güzeldi. Daracık yollar uçurumun kenarında ilerliyordu ve sadece basit bir korkuluk koruyordu insanları. Ara ara konan banklar gökyüzünden aşağıyı seyretmek için konmuş gibilerdi. Orada epey oturduk. Hatta Türk geleneklerini bozmamak için kuruyemiş molası verdik.Bu sırada nereden geldiğini anlamadığımız güzel bir müzik eşliğinde Como Gölü ile doyurucu ve dinlendirici bir çalışma yaptık. Kendimi dans eder gibi hissettim ya da enerjimin dans ettiğini. Daha sonra Como'nun bizi çağırma ve ağırlama sebebini anlamış olduğumuzdan rahatlamış, mutlu, enerjik ve dingin bir şekilde aşağı inmeye karar verdik.

Şehrin içinde biraz daha gezdik. Duomo ve pazar yerlerini dolaştıktan sonra hava kararmaya yüz tuttuğundan fotoğraflar karanlık çıktı ve biz de hale girip haftalık yemek alışverişimizi yaptık.
Özenle seçtiğimiz şeftalileri de Como'da unutup Milano’ya geri döndük...:))
10 Eylül 2005, Cumartesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder