Ben mi??

Fotoğrafım
Kadim dillerden kalma bir alışkanlık… Ve tabii ki kadim uygarlıklardan. Kadim kelimesini hep çok sevmişimdir. Şimdi ona uygun seçtiğimiz bir hayatı deneyimlemekteyiz… Güneş bizden önce de vardı sonra da olacak. Tıpkı O’nun gibi!! Lütfen bu sitedeki yazıları paylaşmaktan çekinmeyin. Yeter ki sitenin linkini de eklemeyi unutmayın. Teşekkürler…

30 Nisan 2009

Mayıs enerjileri, 2009

Sanırım Mayıs ayı oldukça sert geçecek. Daha başlamadan kendisini bu denli yoğun hissettiren bir ayı uzun süredir yaşamamıştık. Tabii bu enerjilerin astrolojik olaylarla bağlantısı veya ilişkisi yadsınamaz.
Mayıs ayı kendisini fiziksel dünyamızda oldukça yoğun bir şekilde gösterecek 2 haftalık bir döneme sahip gibi görünüyor. Sonrasında ise enerjilerin bize bir derin ohh çektireceği ve bir süre için de olsa tekrar normal hissedeceğimiz bir döneme gireceğiz. Fakat ilk 15 günlük süre oldukça derin karmaşa, sorgulama, pasif hastalıkların su yüzeyine çıktığı günleri beraberinde getirecek. Bu enerjilerin kişisel ve toplumsal bazda iki farklı etkisi görülebilir. Bireysel olarak bazı beklenmedik sürprizler birden, çok sert bir şekilde hayatımıza girebilir. Eskiden yarım kalan ilişkiler son şeklini alması için tekrar gündeme gelebilir. Bu hayatımızın tüm alanları için geçerli olacaktır. Çözülmemiş tüm alanlarda bir çözüm arayışının kendisini gösterdiği bu dönemde kendimizi tüm yüklerimizden hafiflemiş sanırken 20. kattan aşağı düşmüş gibi hissedeceğiz. Diğer bir ifadeyle halının altına süpürdüğümüz tüm pislikleri temizleme zamanı bu zaman. Üstelik bu 15 gün boyunca bu biraz da şiddetlenerek artacak.
Toplumsal bazda ele alındığında da çözülmemiş sorunların tekrar önümüze çözüm arayışı ile geldiğini göreceğiz. Örneğin eğer yerel yönetimimizin veya apartman yöneticimizin bir eksikliği varsa bu çok gözle görünür bir hal alacaktır. Sanırım bu dönemin sihirli sözcüğü doğru çözümlere odaklanmak olacak. Eğer günübirlik çözümlere yönelirsek, ki bu hem kişisel hem toplumsal yaşantımızla ilgili, bu sorun daha da şiddetlenerek tekrar hayatımıza girecektir. O yüzden dünyada da oldukça karmaşık olaylar başgösterebilir. Bu sebeple de özümüze ve ruhumuza uygun, kalbimizle ters düşmeyen çözümlere odaklanmalıyız. Hayatımızdan gerçekten çıkartmak istediğimiz birşeyler varsa kendimize dürüst olarak bunun kararını vermeliyiz. Aksi takdirde oldukça yıpratıcı bir süreçten geçebiliriz.

Özetlemek gerekirse, ruhumuzdan gelen çözümlerle sorunlarımızı halletmek zorunda kalacağımızı anlayacağımız bu dönem enerjileri, kendimizde kalarak gözlemlemeyi bildiğimiz takdirde ilerleyişimizi destekleyen olumlu itici güç olacaklardır.

Sevgiyle, sabırla...

Como Lago


Como Lago…. Nam-ı diğer Como Göl’ü..

Bu eşsiz enerji ve güzellik İtalya’nın kuzeyinde, Lombardia bölgesinde yer almaktadır. "İtalya’nın Göller Bölgesi" de denilen bu bölgede bir dizi göl bulunmakta ve Como Göl’ü bunların içerisinde en etkileyici olanlarından. Como Gölü’nde mutlaka yapılması gerekenlerin başında tabii ki her su kenarında olduğu gibi bir tekne gezisi geliyor. Como Gölü’nde tekne gezisinden çok aslında ulaşım amacıyla düzenlenen turlardan birisine çok uygun bir fiyata katılabilir ve oldukça geniş bir alanı gezme fırsatı bulabilirsiniz. Ben burada da her İtalyan şehrinde olduğu gibi dondurma ve pizza yemeyi ihmal etmemiştim…

Dünyasal algı ve zevklerin ötesine geçtiğimizde Como Gölü’nün inanılmaz duru enerjisiyle karşılaşabiliriz. O aslında biraz Ege’yi çağrıştıran bir enerjiye sahip. Ama sanırım daha olgun olmayı tercih ediyor. Her ruhsal varlık da olduğu gibi Como Gölü’nde de muzur bir yan var elbette. Como Gölü eril enerjiye sahip ve oldukça enerjik bir göl. Suyun karasal enerjilere baskın çıkmasından dolayı, Como Gölü’nün enerjisi de çevresindeki şehirlerin enerjilerini biraz bastırmış ama çoğunlukla onlarla birleşip güzel bir sentez oluşturmuştur. Su ve karasal enerjinin birleşimi sonucu Como Gölü’nde hem çok enerji dolabilir hem de çok dinlenebilirsiniz. Como Gölü pek çok şehrin aksine yorucu bir enerjiye sahip değildir ve aksine dinlenmişliğin o güzel kokulu saf enerjisini herkese hissettirecek kadar yoğundur. Havanın kapalı olduğu bir günde orada olmamıza rağmen kendimizi hiç kasvette hissettirmeyen aksine uzun uzun çalışmalar yapabildiğimiz bir enerjisi vardı.

Özellikle Como şehrinde funikular veya tereferik ile yukarı çıktıktan sonra enerji çok daha rahat algılanabilmektedir. Yukarıdaki muhteşem manzara ve kokuları enerjisiyle zenginleştiren Como Gölü ve Como şehrinde muhteşem keman sesleri eşliğinde inanılmaz ışık ve enerji çalışmaları yaptığımızı hatırlıyorum. Genelde bu tip çalışmalarımız çok uzun sürmez hemen 5-10 dakikada bitiverir, fakat Como’da 20 dakika kadar süren bir ışık ve müzik çalışması gerçekleştirebilmiştik ve bunda Como şehri ve gölünün büyük bir katkısı vardı.

Kısacası Como’da önce ruhunuzu ve enerjinizi tüm dünyasal telaşlardan arındırabilir, sonra da ışığınızı parlatmasına izin verdiğiniz enerjisi ile çok eğlenceli bir seyahat geçirebilirsiniz.

16 Nisan 2009

Nisan enerjileri 2009, güncelleme

Sanki hayatımızın sınırları kalmadı…Enerjiler çok yoğun ve güçlü. Ne yönden geleceğini kestiremediğimiz için çok savunmasız yakalanıyoruz. Hayatımızda kesinliğinden ya da varlığından emin olduğumuz pekçok şey silinmeye başlıyor, sanki hayatımız sıfırlanıyor gibi. Çok korkutucu bir dönem. Korku ile pekçok hatanın da yapılabileceği açık. Bu dönemin sonrasında olayların nasıl gelişeceği ise tamamıyla bu dönem boyunca kendimize dürüst kalmamız ve hayatımızdan gerçekten bizi yansıtmayan unsurları çıkartmamızla ilgili olacaktır. Fakat bu günler pek de bunun, yani arkasından gelecek çözümlere odaklanmamız gerektiğinin farkına varamadığımız ve daha çok sorun odaklı olabildiğimiz zamanlar.
Bunun aksine bir kesim varlık için ise hayat beklenmedik güzel sürprizlerin etkisinden çıkamamakta. Adeta aşk sarhoşluğu çekmekteyiz. Hayatlarımızda hiç ummadığımız gelişmeler bizden bağımsız gerçekleşmekte ve olduğumuz yeri ayaklarımızın altından çekmektedir. Hayat parmaklarımızın ucundan akıp giderken, onu gönüllü bir şekilde rüzgara bıraktığımız dönemlerden birisini yaşıyor olabiliriz.
Sonuç itibariyle dönemi her nasıl deneyimlersek deneyimleyelim, bu hayatımızda sınırların kalmadığı ve artık hiçbir şeyden kesin emin olamayacağımız bir dönem. Kayıplarla kazanımlar birbirini dengelerken hayatımızı değiştirenin sadece bunlardan birisi olacağı veya en azından böyle görüneceği açıktır. Bu, bizim olguları nasıl gördüğümüz ve onlara karşı nasıl tepki oluşturduğumuzla yakından ilgilidir.
Özetle, bu dönem gerçekleşen ruhsal ve fiziksel sarsıntılarımız bizi hayat rotamızdan çıkartıp belki de hava almamıza sağlayacak bazı delikler oluşturarak yeniye ulaşmamızı hızlandıracaktır.
Sevgiyle ve imanla, hep O’na…

14 Nisan 2009

Nisan enerjileri, 2009

Bu dönem enerjileri için biraz ortaya karışık demek daha doğru olur. Aynı vücudun bir yerindeki kanserin metastaz yaparak vücudun çok uzak başka bölgelerinde ortaya çıkması gibi geçmişten gelen bazı enerjiler, duygular, hatalar ve dahi yeni hayatımıza uymayan tüm yaşanmışlıklar, izler Nisan'da önümüze tekrar konacak. Bu enerjilerin kanserin metastazına benzetilmesi kötü olmalarını gerektirmiyor. Ama bildiğimiz veya hissettiğimiz o ki, bu ay çok hırçın günleri çok sakin günler kovalayacak. Sanırım yolumuza gerçekten pürüzsüz devam etmemiz isteniyor. Fakat bu arada yüzeye çıkan bazı çok derin olaylar o kadar derinlerden veya o kadar uzun zamanlardan geçecekler ki son hamle ile önümüze çıktıklarında oluşturacakları yara da yaranın kabuğu da çok büyük ve iz bırakıcı olacak. Bu tip ruhsal ve duygusal sarsıntılara hazırlıklı olmak gerek bu aylarda. Bu enerjilerin herkes için ortaya çıkış süresi değişkenlik göstermekle birlikte hayatımızı etkileme sürelerinin Haziran ortasına kadar sürmeleri beklenmektedir. Kısacası gördüğümüz ve bildiğimiz hiç birşeyden emin olmamamız gerektiğini anlayacağımız ve hiç birşeyin kesin olmadığını bileceğimiz bir döneme giriyoruz. Bu gerçekten de çok şaşırtıcı yeni tanımaların ve fark etmelerin ortaya çıkmasına da sebep olacak. Yani hayatımızda oldukça uzun zamandır olan ve bizim çok iyi bildiğimizi sandığımız şeyler veya kimseler bile oldukça farklı yanları ve yönleriyle belirecekler hayatımızda. Fakat ruhumuzda ve kalbimizde zaman zaman da aklımızda oluşacak bu depremlerin şiddeti ne kadar büyük olursa ardından gelen arınmanın yoğunluğu da o kadar fazla olacak.
Kısacası Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında hiç beklenmedik gelişmeler, yanlar ve yönler karşımıza dikilip meydan okuyabilirler. Bu hem olumlu hem olumsuz pek çok anlamda yorumlanabilir bir dönemin başlangıcıdır ve bu dönemi atlattığımızda yaşantımızın pek çok alanında daha gerçek hislerle sarmalandığımızı göreceğiz. Fakat öncesinde oldukça kafa karıştırıcı ve sarsıcı günler geçirme ihtimalimiz yüksek.
Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu hatırlatan bu zaman da hayatımızı geçici değil kalıcı olarak değiştirdiğimizi göreceğiz.
Sevgiler...

9 Nisan 2009

Rehber

Hayatın akışına karşı koymak istenen, boşuna kürek sallanıp da, yorgunluktan hissizleşilen günlerindeydi. Kararsız, hükümsüz, çaresiz vazoda solmaya bırakılmış kır çiçekleri gibi hissediyordu yüreğini. Bu çaresizliğin içinde de gittikçe küçülüp, gözden silinmekte ve görülmeyecek hale gelmişti ümidi. Yeniden doğup, bütün masum günahlarını silip herşeyle aynı zamanda –ki zamansız bir mekandan gelmekteydi- yok olmak istiyordu. Sonbaharda önce sararıp, daldan kopan, rüzgara bağlı bir o yana bir bu yana savrulup, evrenin fiziki dengesine katılan bilge yeşil bir yaprak olmak istiyordu.

Gözlerini kapadığında gördüğü renkler, renksizlikler yok olmadan önce uyanmalıydı ama NASIL?

Yürürken, yeni doğmuş bir tayın ayaklarının tir tir titremesi gibi titriyor ve korkuyordu. Yeni olan her şeyi kabullenmek çok zor geliyordu şüphesiz. Gözlerinde hep bir keder ve güvensizlik; bunları da örten acemi bir öfke beliriyordu. Anlamsız çığlıklar, haykırışlar, olmayan mabetlere kurbanlar ve sebepsiz hırçınlıklar yüreğinin sularını kabartmış ve bir fırtına sessizliği yaşıyordu. Kopacak fırtınada ne kadarının kalacağı, ne kadarının yok olacağı ise şüpheliydi. Ve o henüz hazırlıksızdı.

Rehberi ona “Hazırlığın, fırtınaya adım attığın anda belirir. O zaten sende, sadece onu hatırla…” demişti.

Sevdiği şeyleri bir bir kaybetmek istemiyordu. Ama bunu kabullenmesi gerektiği özünde vardı. Korkularını tek kibritle yakmak da çok zordu. Ama güvenmek zorundaydı, hem de kendine sadece kendine.

28 Eylül 1998, Ankara

8 Nisan 2009

Yeniyıl

Birden yatağında ter içinde buldu kendini. İçindeki korkuların onu nasıl terkettiğini düşünüp daha da korkarken yüzündeki gülümsemenin farkında bile değildi.“Selam” diyerek yaklaşırken, karşısındakinin ne kadar değişmiş olduğunu gördü. Ne tuhaf. Daha dün hiçbir değişiklik yoktu halbuki. Sanki bakışları daha sevgi dolu, daha bir içtendi. Onu ne kadar çok özlediğini anladı hiç tanımadığı onu hayatı boyunca özlemişti.

Çok büyük bir hızla eline batan süsten elini çekti. Neyse olabilirdi böyle kazalar yeni yıla hazırlanırken. Daha doğrusu o telaşla mutlaka birşey olurdu. Kafasını kaldırınca kaç gündür süslemekle uğraştığı ağaca ilk defa baktığını anladı. Ağaç iyi süslenmişti ama evin de garip bir şeklide içinde olan o hüznü saklayamıyordu. Zaten yalnız geçecek bir yılbaşı gecesinde bir ağaç başka nasıl görünebilirdi ki?

Işıkları seyretti sokaklarda boş boş dolaşıp yalnızlığını bütün bu insanlarla paylaşmaya çalışırken. Ne şirin küçük bir kedi. Ya bu bebek. Ne tatlı bir yaşlı amca. Ne güzel, el ele tutuşmuş gözlerinin içi parlayan sevdalılar...

Saçını tararken aynadaki ona bir göz kırptı. Saçları ne kadar güzeldi, gözleri de, dudakları da. O ne kadar güzeldi bu dört tarafı kapalı pencerenin içinde. Hayat gibi, yaşamak gibi. Ya da yaşamış olduğu gibi. Ama o bir daha bu kadar mutlu ve güzel olmak istemiyordu. Hayat çok fazlaydı onun için. O çokluğun içinde değil, dışında hayatın güzelliğini yaşamak istiyordu. Karşısındaki aynaya, aynadaki hayata baktı ve güldü, serinliğinde…

Güneş

İçimdeki esareti

Özgürlüğünün nefesinde

Kaçaklığının korkusunda

Ve sevginin imkansızlığında yendim…



Bardağın dibinde biraz kahve kalmıştı. O rahat koltuğun içine neredeyse gömülmüştü. Radyoda çok çok eskiden bir kaç parça. Bunları dinlerken gözyaşlarını tutamadı ve gökyüzüne baktı bürodaki o koca pencereden. Herşey ne kadar eskiydi. Güneş bile.

Sessiz sessiz güldü içinden. Tanrım bu ne komik bir filmdi seyrettiği. Tek yaptığı şey gülmekti, sessiz sessiz kahkahalarla. Birden neden ağlayamadığı geldi aklına. Hep kar altında yürüyen çiftleri görürdü evinin penceresinden. Onlara da gülerdi hep içinden sessiz sessiz. Oysa ne kadar çok istemişti ağlamayı, bağıra çağıra, haykırarak ne kadar nefret ettiğini insanlardan. Biraz durdu, hep o insanların yok olmasını istediği geldi aklına. Hep nefret etmişti onların yüzlerindeki gülümsemeden, içlerindeki coşkuyu gösteren parlak gözlerinden, buz gibi havalarda o sarınacak bir tek şey bulamazken onların birbirlerine ellerini uzatmalarından, onu balkondaki güvercinlerden başka kimse sevmezken onların sevgileri için canlarını ortaya koymalarından. Evet, hep bunlardan nefret ederdi. Yine güldü, sessiz sessiz içinden. O kahkaha atamazdı ki. Atacak ne vardı ki zaten. Nefret dolu sevgisi mi? Aslında o insanlara ne kadar özenirdi, sevgilerine, gözlerine, hayatlarına. O hep kaçak yaşamıştı bu dünyada, şimdi de öyleydi. Sevdiği insanlar onu kırdıkça o kaçmıştı, onlara olan sevgisi hiç eksilmesin diye. Aldatıldığında hep gülmüştü içinden sessiz sessiz, ağladığı anlaşılmasın diye. O o kadar çok ağlamıştı ki kimse bunu görmemişti, çünkü o ağlarken hep sessiz sessiz gülüyordu. Yani sevdiğinin anlaşılmasından hep korkup, incinmemiş rolü yapıp sessiz sessiz gülmüştü. “Ne garip” dedi kendi kendine karın yağışını, o pembelikten akışını seyrederken. Camdaki gözleri sevgi doluydu, coşkuluydu tıpkı o nefret etmek zorunda hissedipte aslında yürekten sevdiği insanlık gibi. Çok garipti. İçindeki sevgiyi gülümsemesiyle yıllarca bastıramamış ve sonunda güneşin yeşilliğini görmüştü. Ve tıpkı kar taneleri gibi ayrıldığı bütüne katılmaya gitti…

7 Nisan 2009

Saçlarının kardeş kokusunda kör karanlık

Bak, bunlar saçlarının kardeş kokusu. O taa özümde hissettiğim, aynı hikayedeki gibi, gözyaşımla karışan saçlarının kardeş kokusu…
Sonra o iki tomurcuğa ne oldu bilinmez. Birden ortadan kayboldu. Saçlarının kardeş kokusuyla o gitmişti.
Hani? Ellerimi uzattım tutmuyor. Gülmeli miyim yoksa…
Tut ki kaybolmasın yalanın, ihanetin, çirkinliğin gülyüzü. Sevgi denen kara gölgeyi de lütfen unutma.
Gözlerinin içindeki ürkek karacığı özledim. Bari o benimle kalsın. Hem onu hem bunu alma benden. Bir iz bırak. Bırak ki hayalinin yarım aydaki ışığı kalsın.
Rüzgarıyla esip götürdü düşselliğinin ince ezgisini bu hali doğanın. Şimdi çiçekli bir sen gelip bakma benliğime. Benliğim çiçekle aydınlanmayacak kadar kör artık. Bil bunu, çünkü sen kör ettin ışığımı.
Yaınlsamaların dünyası her şeyiyle ışık dolu. Ama bunlar gerçek değil. İki çizgili senlerden farkın yok aslında. Sen yine de koş rüzgarına.
"Özlediysen özümsememişsindir" der okur. Saçlarının kardeş kokusu benimle ama karacığı çoktan çaldın. Yine de anımsamak seni özletiyor. Oysa ki…
14 Mayıs 1996, Ankara

3 Nisan 2009

Mart sonu enerjileri, 2009

Mart'ın bu son iki haftası ne kadar ilginç enerjiler hakim oldu hayatımıza. Dünya'ya Kristal Çocuklarla birlikte inen yepyeni bir enerji de bu haftalarda yer yer kendisini göstermeye başladı. Bu da bileşik bilinçte önemli bir ilerleme sağlandığını gösteriyor.

Kristal çocuk enerjisi İndigo çocukların enerjisinin üzerine inşa edildi ve ben artık bir sonraki aşamanın ne kadar inanılmaz olacağını bile hayal edemiyoruz.

Kristal enerji diğer bir deyişle 6. boyut enerjisi ilk kez 21 Mart 2009'da bize görünür oldu ve çalışmalarımızda kullanmamıza izin verildi. Diğer varlıklara 1 ay önce veya gecikmeli görünmüş olabilir. Bununla birlikte bu değişkenliğin 1 haftayı geçmediğini düşünüyoruz. Ama tabii bu enerjiyle bizlerden çok daha önce tanışmış varlıkların da aramızda olduğunu biliyoruz. Bu varlıkların sayısı ise oldukça az.

Bu enerji daha önceki ılıman iklim enerjisi olarak nitelendirebileceğimiz 5. boyut veya indigo çocuk enerjisinden çok daha şeffaf. Fakat bir o kadar da güçlü. Bunun anlamı bundan sonra düşündüğümüz ve söylediğimiz herşeyin anında gerçekleşecek olması. Bir diğer ifadeyle mucizeler artık mucize olmaktan çıkacaklar. Suyun üzerinde yürümemize yetecek kadar güçlü müdür bilinmez ama biz iradesinden oldukça etkilendik. Yüreğimize düştüğü kadarıyla vizyonu oldukça ilginç göründü. Şeffaf ama görünür bir enerji. İlginç değil mi??

Henüz bu dünyaya ilk inişleri gerçekleştiği için oldukça az varlığa görünür hale getirilmiş durumda. Oldukça güçlü bir enerji olduğundan yakıcılığı veya etkileri de o denli fazla olabiliyor. Özellikle Mart başı yaşanan ruhsal arınma sürecinden sonra çok daha kırılgan hale gelen duygusal ve ruhsal yaşantılarımıza ait olmayan herşeyi oldukça büyütüyor. O yüzden istemediklerimize katlanamamaya, bizi öfkelendiren veya mutsuz edenleri ise çok daha sinir bozucu algılamaya başlayabiliriz. Yani bir tür duygusal katalizör olduğu düşünülebilir. En azından enerjinin kendisine alışana kadar.

Bununla birlikte bu enerji çok temiz ve su kadar duru. Sanki sonsuz bir çağlayandan üzerimize akıyor ve köpüklenmiyor bile, hep şeffaflığını koruyabiliyor. Muhteşem esen bir enerji. Sanki ruhlarımızı bir güzel temizliyor. Fiziksel sapmalarımızı veya duygusal yaralarımızı tamir ediyor. Bize ait olanları güzelleştirip, ait olmayanları söküp atıyor. Bu enerjinin karşısında artık sahte hiçbir şeyin ruhumuzun o en çıplak katmanında dahi saklanmasına imkan yok.

Tüm bunlar Mart'ın son haftasında gerçekleşirken, Nisan'ın daha sakin geçeceğini beklediğimizi söyleyebiliriz. Mart ayının son günlerinde iyice kendisini hissettiren ve hayatımızda saklanmış olan eski enerji kırıntılarını hayatımızdan güvenilir bir şekilde çıkartabilmemiz için çözümlerin geleceği bir ay olacak Nisan. Yeter ki kalbimizi dinlemekten, ruhumuzu takip etmekten vazgeçmeyelim. Ve kendimizi her zaman sevmeliyiz, çünkü bu elimizdeki en büyük güç. Tabii ki egolarımızı iyi tartmalıyız ve bizim kendimizi kandırmamıza sebep olmasına izin vermememe çok dikkat etmeliyiz.

Hep sevgide hep kendimizde hep ışıkta...