Ben mi??

Fotoğrafım
Kadim dillerden kalma bir alışkanlık… Ve tabii ki kadim uygarlıklardan. Kadim kelimesini hep çok sevmişimdir. Şimdi ona uygun seçtiğimiz bir hayatı deneyimlemekteyiz… Güneş bizden önce de vardı sonra da olacak. Tıpkı O’nun gibi!! Lütfen bu sitedeki yazıları paylaşmaktan çekinmeyin. Yeter ki sitenin linkini de eklemeyi unutmayın. Teşekkürler…

8 Nisan 2009

Güneş

İçimdeki esareti

Özgürlüğünün nefesinde

Kaçaklığının korkusunda

Ve sevginin imkansızlığında yendim…



Bardağın dibinde biraz kahve kalmıştı. O rahat koltuğun içine neredeyse gömülmüştü. Radyoda çok çok eskiden bir kaç parça. Bunları dinlerken gözyaşlarını tutamadı ve gökyüzüne baktı bürodaki o koca pencereden. Herşey ne kadar eskiydi. Güneş bile.

Sessiz sessiz güldü içinden. Tanrım bu ne komik bir filmdi seyrettiği. Tek yaptığı şey gülmekti, sessiz sessiz kahkahalarla. Birden neden ağlayamadığı geldi aklına. Hep kar altında yürüyen çiftleri görürdü evinin penceresinden. Onlara da gülerdi hep içinden sessiz sessiz. Oysa ne kadar çok istemişti ağlamayı, bağıra çağıra, haykırarak ne kadar nefret ettiğini insanlardan. Biraz durdu, hep o insanların yok olmasını istediği geldi aklına. Hep nefret etmişti onların yüzlerindeki gülümsemeden, içlerindeki coşkuyu gösteren parlak gözlerinden, buz gibi havalarda o sarınacak bir tek şey bulamazken onların birbirlerine ellerini uzatmalarından, onu balkondaki güvercinlerden başka kimse sevmezken onların sevgileri için canlarını ortaya koymalarından. Evet, hep bunlardan nefret ederdi. Yine güldü, sessiz sessiz içinden. O kahkaha atamazdı ki. Atacak ne vardı ki zaten. Nefret dolu sevgisi mi? Aslında o insanlara ne kadar özenirdi, sevgilerine, gözlerine, hayatlarına. O hep kaçak yaşamıştı bu dünyada, şimdi de öyleydi. Sevdiği insanlar onu kırdıkça o kaçmıştı, onlara olan sevgisi hiç eksilmesin diye. Aldatıldığında hep gülmüştü içinden sessiz sessiz, ağladığı anlaşılmasın diye. O o kadar çok ağlamıştı ki kimse bunu görmemişti, çünkü o ağlarken hep sessiz sessiz gülüyordu. Yani sevdiğinin anlaşılmasından hep korkup, incinmemiş rolü yapıp sessiz sessiz gülmüştü. “Ne garip” dedi kendi kendine karın yağışını, o pembelikten akışını seyrederken. Camdaki gözleri sevgi doluydu, coşkuluydu tıpkı o nefret etmek zorunda hissedipte aslında yürekten sevdiği insanlık gibi. Çok garipti. İçindeki sevgiyi gülümsemesiyle yıllarca bastıramamış ve sonunda güneşin yeşilliğini görmüştü. Ve tıpkı kar taneleri gibi ayrıldığı bütüne katılmaya gitti…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder